ACB Veritabanı / Mekanlar

FLORANSA

 

CASA DI VESPUCCI

Ünlü Amerigo Vespucci’nin büyük büyük amcası tarafından 1350 yılında yapılan nispeten gösterişsiz Vespucci konağı, ilk boyalı ön cepheye sahip ev olmasıyla ünlüdür; ki bu daha sonra Oltrarno bölgesindeki neredeyse her eve uygulanmıştır.

 

FIRENZE

 

M.Ö. 59 yılında Julius Caesar tarafından kurulan, Romalıların çağırdığı adıyla Florentia, çabucak bir ticaret merkezi haline geldi.

5. yüzyılda Roma’nın yağmalanmasından sonra Ostrogotlar kontrolü ele geçirdi. Onların yönetimi sırasında şehir sürekli olarak Bizanslıların saldırısı altındaydı, nüfus 1000 kişinin altına düşmüştü. Lombardiyalılar 6. yüzyılda güç kazandı ve Bizans saldırılarına son verdiler.

Floransa 14. yüzyılda 80,000 nüfusa ulaştı, bunun 25,000 kadarı yün endüstrisinde çalışıyordu. 1378 yılında, alt sınıflar tarafından başlatılan büyük ayaklanma yün tarayıcılarının güçlenmesine ve yönetimi ele geçirmesine yol açtı. Alt sınıfın ilerlemeci, radikal demokratik yönetimi 2 aydan kısa sürdü ve ardından üst sınıf kontrolü tekrar ele aldı, fakat ayaklanma zenginleri o kadar korkutmuştu ki, olayın üstünden yüz yıl geçtikten sonra bile hala fısıltılarla konuşuluyordu, tıpkı günümüzün 1960’lardaki hippi hareketi gibi.

Ayaklanmanın ardından Albizzi ailesi kendiliğinden yönetici konumuna yükseldi. Floransa’da hızlı bir şekilde etkisini arttıran yeni zengin banker Medici ailesinin yükselişinden rahatsız olan Maso ve Rinaldo Albizzi, Cosimo de’ Medici’yi hapse attılar ve 1433 yılında sürgüne yolladılar. Ancak Cosimo perde arkasında etkisini artırmaya devam etti ve 1434 yılında gücüne kavuşarak, Cosimo’ya hep sadık kalmış olan Luca dışında tüm Albizzi ailesi fertlerini sürgüne yolladı. Luca Albizzi, 1442 yılında Cosimo’nun eski dostu Ilario Auditore’nin yerine, Gonfaloniere olarak Floransa’nın yönetici organı Signoria’ya katıldı.

Etkileyici kamu binaları yapan ve Michelangelo, Leonardo ve Botticelli gibi ilham kaynağı kişileri destekleyen Medici yönetimi altında Rönesans, beşiği olan Floransa’da güven içinde başladı.

 

GIOTTO’S CAMPANILE

1334 yılında, Giotto di Bondone (ünlü mimar ve ressam) tarafından yapımına başlanan gotik tarzdaki bu ünlü çan kulesi, Giotto öldüğünde henüz tamamlanmamıştı. Daha sonra yapımı Andrea Pisano devraldı ancak o da 1348’de Kara Ölüm’e yenik düştü.

1359 yılında kulenin yapımı, en üst üç kat için Giotto’nun planlarından sapan Francesco Talenti tarafından tamamlandı. En üst üç katı perspektife göre genişletmişti, böylece aşağıdan bakıldığında, üç kat da eşit büyüklükte gibi görünüyordu.

Kule Carrara’dan gelen beyaz, Siena’dan gelen kırmızı ve Prato’dan gelen yeşil mermerlerle kaplıdır. Tepeye kadar toplam 414 merdiven vardır, belki de bu Charles Messier’in tam 414 yıl sonra Girdap Gök Adası’nı keşfini tahmin ediyordu. Belki de etmiyordu.

 

LOGGIA DEI LANZI

1376 ve 1382 yılları arasında Benci de Cione ve Simone di Francesco Talenti tarafından yaptırılan Loggia dei Lanzi, Floransa’nın kanun koyucuları olan Signoria’nın yemin edecekleri yer olarak inşa edilmişti.

16. yüzyılda, Mediciler halka iplerin kimin elinde olduğunu gösterecek şekilde tepeye bir balkon yaptırdılar.

 

PALAZZO AUDITORE

1473 yılında yapımı tamamlanan Palazzo Auditore, sade taş işçiliği ve Roma üslubu sütunları ile dikkate değerdir. Giovanni Auditore, Leone Battista Alberti’ye ait olan eskiz çizimlerine bakarak binayı kendisi tasarlamıştır.

Yapımı tamamlandıktan sonra, bina Santa Maria Novella bölgesinin temel yapılarından biri haline geldi. Lorenzo de’ Medici, Giovanni’ye gönderdiği 1474 tarihli bir mektupta, cephenin “gereksiz gösterişten” uzak oluşuna hayranlığını belirtir.

 

PALAZZO DELLA SIGNORIA

Arnolfo di Cambio Palazzo della Signoria’yı (Palazzo Vecchio olarak da bilinir) 1299 yılında, Floransa’nın yöneticileri, Signoria için tasarladı.

Signoria şehirdeki loncalar tarafından seçilen dokuz üyeden (diğer adıyla, Priori) oluşuyordu, her bölgeden iki kişi, ve bir de Adalet Bayraktarı. Üyelerin kur’ayla seçilmesi gerekiyordu, ama Medicilerin gücü ele geçirmesinden sonra, kur’alardan yalnızca onlara yakın kişiler çıkmaya başladı. Halkın hükumeti, değil mi?

İlginç bir gerçek: Ön taraftaki kule tam ortalanmamıştır çünkü daha eski bir yapıdan kalmadır ve Palazzo ile sonradan birleştirilmiştir. İçinde iki küçük hücre vardır, ve birinde bir zamanlar Cosimo de’ Medici hapsedilmiştir.

 

SANTA MARIA DEL FIORE

İtalya’nın en büyük kiliselerinden biri ve Floransa’daki en büyük yapı olan Santa Maria del Fiore, birçoklarınca Rönesans mimarisinin ilk başyapıtı olarak kabul edilir.

Kilise 1296 yılında Arnolfo di Cambio tarafından tasarlanmış olmasına rağmen kubbenin yapımına 15. yüzyılın başlarına kadar başlanmadı. Cambio çok uzun zaman önce ölmüş olduğundan, o zamanki mimarların hiçbiri böyle devasa bir yapının nasıl yapılabileceğini bilmiyorlardı, Floransa’da destek iskelelerinin kullanılması yasaktı ve sıvanın hazırlanması günler alıyordu.

Ama henüz her şey bitmemişti. Müthiş bir geri dönüş hikayesiyle, daha önce Vaftizhane kapılarının tasarımı ihalesini kaybeden bir mimar, Filippo Brunelleschi, kubbenin tamamlanması için açılan yarışmayı kazandı. Daha önce yenildiği tasarımcı Lorenzo Ghiberti’yi yenmişti.

Brunelleschi yukarıda çalışan işçilerin kubbeyi tamamlamaları için ihtiyaçları olan taşları yukarı çıkaracak makineleri icat etti, ayrıca tüm kubbeyi kubbe kalıbı (taşlar yerleştirilirken kubbeyi sabit tutan bir destek yapısı) kullanmadan inşa etmeyi başarmıştı. 4 milyonun üstünde taş barındıran kubbe 1436 yılında tamamlandı.

Fener, Brunelleschi 1446’da öldükten sonra eklendi ve içinde kutsal emanetleri de barındırdığı söyleniyordu. Söylentilere göre, bunun yerine aslında içeride yeri tam olarak bilinmeyen koca bir lahit yatıyordu.

 

SANTA TRINITA

1258’de önceden var olan bir kilisenin üstüne yapılan Santa Trinita (Kutsal Teslis) en çok, Michelangelo’nun hocalarından biri olarak bilinen ünlü ressam Domenico Ghirlandaio’nun Aziz Francis’in hayatını anlattığı freskleriyle süslü Sassetti Şapeli ile ünlüdür.

Santa Trinita, müritleri ömürleri boyunca sıkı sıkıya sessizlik ve açlıkla terbiye edilen ciddi bir tarikat olan Vallumbrosa keşişlerinin ana kilisesiydi.

Santa Trinita freskleri her ne kadar çok güzel olsalar da, manastırlarının dışına çıkmaları halinde dayak cezasıyla karşı karşıya olan Vallumbrosa keşişlerinin pek azı bunları görmüştü.

 

 

LEONARDO’NUN MAKİNELERİ

 

CASTEL DELL’OVO

Eski Megaride adasında inşa edilmiş bir ortaçağ kalesi olan Castel Dell’Ovo, adını büyük bir büyücü olduğuna inanılan efsanevi Romalı bir şairden almıştı. Efsaneye göre şair kalenin temeline yapıyı desteklemesi için sihirli bir yumurta koymuştu.

Orijinal yapı, aynı zamanda son Roma İmparatoru Romulus Augustus’un idam edildiği yer olan kale haline getirilmiş bir villa idi. Bazıları Romulus’un burada kaldığı süre boyunca yediği omletlerin tadını hiç beğenmediğini söyler.

Neden acaba?

 

COLLI ALBANI

Bu volkanik tepeler Roma’nın 20 kilometre güneydoğusunda uzanır. En yüksek zirve, Monte Cavo, iki küçük volkanik göl içerir, ki bunlardan biri Lago di Nemi’dir. Zirve çoğunlukla, Romalı generallerin zafer kutlamalarını Roma’da yapmalarının yasak olduğu dönemde kutlama için seçtikleri yer olurdu.

 

LAGO DI NEMI

Roma’nın yaklaşık 30 kilometre güneyindeki bu küçük volkanik göl adını etrafındaki en büyük şehir olan Nemi’den almıştır. Göl en çok içindeki devasa batık gemilerle ünlüdür. Bunların büyük olanlarının 1. yüzyılın yüzen sarayları olduğu düşünülmektedir. Bu gemilerde, günümüz teknolojisinde karmaşık ısıtma sistemleri ve banyolardaki su tesisatları gibi bazı teknolojilerin olduğu sanılmaktadır.

 

MONTE CIRCEO

Ayrıca Cape Circeo olarak da bilinen Monte Circeo günümüzde, Roma’nın 100 kilometre kadar güneybatısındaki Pontine Bataklıkları’nın güneybatı sınırını işaretleyen dağlık bir burundur. Jeologlar burnun doğu sırtlarında antik bir kalenin kalıntılarına ulaşmışlardı. Kalıntıların kime ait olduğu belli değil fakat manzarasının şahane olduğuna şüphe yok.

MONTE VESUVIO

Tarihteki belki de en efsanevi volkanlardan biri olan Vezüv, M.S. 79 yılındaki patlamasında Pompei ve Herculaneum’u yok etmişti, ancak aslında ikisi de hiç var olmamıştı. Bu felaketten sonra uyuyan canavar yaklaşık otuz kere daha patladı. Patlaması halinde etkili olabileceği alan içerisinde 3 milyon kişinin yaşadığı bu volkan, hâlâ dünyadaki en tehlikeli volkanlardan biri olarak kabul edilir. Arsaların burada ucuz olduğunu duydum, belki de yatırım yapmalıyız.

 

NAPOLI

2,800 yıldan daha eski bir geçmişi olan Napoli (ya da Naples) derin ve zengin bir tarihe sahiptir, kökleri M.Ö. 8. yüzyılda bulunan Yunan yerleşimlerine kadar uzanır. Varlığı boyunca şehrin kontrolü birçok kez el değiştirmiş ve bir dönem boyunca Gotlar ve Romalılar arasında gidip gelmişti. Bir seferinde, Bizans Romalıları şehri su kemerlerinin içine saklanıp korunaklı kapıları geçerek ele geçirmişlerdi.

Orta Çağlarda Normandiyalılar, liderler ve asillerin kimin yönetici olması gerektiği konusunda kavgaya tutuştukları 300 yıl boyunca şehrin yönetiminde kaldılar. Onların yönetiminin ardından bu zengin ticaret şehrinin kontrolü, aralarında Fransa ve İspanya’nın da bulunduğu bir çok şehir devleti ve ülkenin arasında el değiştirdi.

Fransız egemenliği XII. Louis ile 1501 yılında başladı ancak yönetimleri sadece 1505 yılına kadar sürdü. Ardından İspanya adına Ferdinand yönetimi ele geçirdi. Bu süre boyunca Napoli, Paris’in ardından Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri haline gelmesinin yanında, Rönesans’a kazandırdığı Laurana, de Messina ve Poliziano gibi sanatçılarıyla da övünmekteydi.

 

NERA

Tevere (Tiber) nehrinin bir kolu olan bu 116 kilometrelik ırmak neredeyse İtalya’nın Umbria şehri boyunca devam ediyordu. Ayrıca bu işten paçayı sıyırabilirsek bu nehirdeki müthiş sinekle avlanma potansiyelinin de keyfini çıkaracağımı eklemeliyim.

Sen davetli değilsin.

 

PORTO DI NAPOLI

Castel Nuovo’nun tam doğusunda kalan Porto di Napoli öteden beri şehrin ticaret merkezi olagelmişti. Porto’nun tarihi, M.Ö. 9. yüzyılda Napoli’ye yerleşen Yunanlılara kadar uzanır.

Şehrin büyümesiyle limanın Avrupa ticaretindeki rolü de büyüdü.

 

VALNERINA

Umbria dağlarının arasında İtalyan Nera nehrinin şekillendirdiği bir vadi olan Valnerina rüzgarlı yolları ve sarp, dar geçitleriyle ünlüdür. İlerlemenin özellikle zor olduğu bir bölgeydi.

 

 

NAVARRA

 

CASTEL VIANA

Louis de Beaumont’un elinde bulunan ve Cesare Borgia’nın 10,000 adamıyla kuşattığı büyük bir garnizona sahip saray. Kale inanılmaz güçlü doğal bir yapıya sahipti ve o zamanlar esasen yıkılamaz duvarları vardı. Bu sebeple, Cesare içerideki kuvvetleri zayıflatmak için kaleyi kuşatmış ve umutsuzca sürpriz bir saldırı beklemişti. İstediğini aldı.

 

VİYANA

Sanırım Cesare’nin buraya nasıl geldiğini bilmek istiyorsundur. Seni aydınlatacağım.

1506 yılıydı. Cesare Castile’de tutsaktı. Bir ip yardımıyla pencereden sarktı ve 70 fitten yere düştü, bir kaç kemiği kırılmıştı ancak şans eseri bir köylünün üstüne düşmesi düşüşünü hafifletmişti. Köylünün iki bacağı da kırılmış ve yakalanıp idama götürülmek üzere odacıkta kalmıştı. Cesare köylünün kıyafetleri içinde kaçtı ve Santander’den bir gemi kiraladı. Kayın biraderinin sarayının bulunduğu Navarra’ya ulaştı. O zamanlar Navarre, Kastilyalılar’ın gizliden desteklediği ayaklanmalarla boğuşuyordu. Kral, Cesare’den 10,000 kişilik ordusuna komuta etmesini istedi. Görevi Viyana Kalesi’ni Lerin Kontu’ndan ve ona yardım eden Kastilyalılardan geri almaktı.

Heyecanlanan Cesare, Lucrezia’ya bir mektup yazmıştı: “Kale düşürüldüğünde, Fransızlar’ın yardımını arkama alacak ve tekrar Roma’ya yürüyeceğim.”

 

 

ROMA

 

ACQUA ANTONINIANA

Caracalla tarafından 212’de inşa edilen Antoniniana, bilhassa Caracalla’nın özel banyolarına su sağlamak için tasarlanmış Marcia’nın ikincil kanalıydı. Farklı papaların yaptırdığı birçok tamirat sayesinde onuncu yüzyıla kadar, diğer parçalarından çok daha uzun süre, işler halde kaldı. Bir noktadan sonra, yüzyıllar boyu köylülerin göz yaşlarını taşımaya devam etti.

 

ACQUA MARCIA

Bu etkileyici ve afallatıcı bir şekilde 91 mil boyunca uzanan sistem 11 Roma dönemi su kemerinin en uzunuydu. M.Ö. 144 ve 140 yılları arasında yapılan kemer, yapımcısı yargıç-yönetici Qunitus Marcius Rex’in adını almıştı.

Sonraki 200 yıl boyunca bakımı yapıldı ve hatta kemer uzatıldı, ancak, her ücretsiz amme hizmeti gibi, Nero yönetimi zamanında o kadar çok kişi kemerden kişisel kullanımı için su çekiyordu ki kemer şehre ulaştığında içindeki su ince bir akıntı haline gelmiş oluyordu.

 

ACQUA VERGENE

Adını kısmen içinden akan el değmemiş sulardan, kısmen de su isteyen 30 Romalı askeri su kaynaklarına götüren güzel bir kızı anlatan (askerlerin kızın bakire olduklarını nasıl bildikleri apaçık ortada) bir mitten alan Acqua Vergene Roma’daki en ünlü su kaynağıydı. Kaynakları Trevi Çeşmesi’ni, Villa Borghese’i, Piazza Novana’nın kuzey ve güney çeşmelerini ve Piazza del Popolo’nun çeşmelerini besliyordu, bunların hiçbirini göremeyeceksin çünkü hepsi de 16. yüzyılın ortalarında yapıldılar.

Dünyadaki en iyi içme sularından biri olduğu düşünülürse, Romalılar ve ziyaretçiler doğal olarak mataralarını doldurmak için kuyruklar oluşturuyorlardı ancak 2007 yılındaki bir yapım kazasında Vergene’nin sularının geçici olarak kesilmiş olması ve Trevi Çesmesi’ni temiz tutmak için her gün suya kimyasallar karıştırılması nedeniyle, ben çayı tercih edeceğim.

 

ACQUEDOTTO CLAUDIA

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Şehri besleyen antik su kemerlerinden biri olan Acquedotto Claudia, en yüksek veriminde 14 bölgeye su sağlayabilecek kapasitedeydi. Bu güvenilir kaynak, Nero Altın Saray’ını yaptırdığı sıralarda açıklanamaz bir biçimde, dokuz senede git gide kurudu. Nero’nun küçük sevimli projesi büyük miktarda su gerektiriyordu ancak, şans eseri, binanın esas yapım alanı Claudia castellum (su deposunun) ayağının dibindeydi. Saray tamamlandığında su tekrar artarak yeterli seviyeye geldi. Tarihçiler o günden günümüze dek bu kuraklığa neyin sebep olduğu konusunda şaşkındırlar. Benim tahminim: dramatik derecede stres.

 

ARCO DI COSTANTINO

Genel olarak İmparator I. Constantine’in kötülüğe karşı doymak bilmeyen bir arzusu olduğu kabul edilir. Bu yüzden, 312 yılında İmparator Maxentius’u yenip tahta geçtiğinde, zaferinin anısına bu kemeri yaptırmasını kimse garipsememişti. Kemerin üstündeki tüm çizimler diğer anıtlardan yağmalanmış ve anlamını değiştirmek adına üzerlerinde oynanmıştı.

Bazı tarihçiler 4. yüzyıl sanatçılarının basitçe böyle gösterişli parçalar yaratacak yetenekleri olmadığını ve kemeri yalnızca şehrin farklı yerlerindeki harabelerden alınma eski usta işi eserleri yeniden işleyerek tamamlayabildiklerini iddia ederler. Romalılar asla herhangi bir şey kopyalamadıklarından, bu mantıksız bir iddiaydı.

Ne yaptığımı gördün mü? İğneleme.

 

ARCO DI SETTIMIO SEVERO

Roma Forumu içerisinde Campidoglio’nun ayaklarının dibinde duran Arco di Settimio Severo, İmparator Septimus Severus’un Partlar’a karşı elde ettiği zaferlerin anısına dikilmiş bir zafer anıtıdır. Septimus öldükten sonra, oğulları Caracalla ve Geta ortak imparatorlar olarak yönetimi paylaştılar. Ancak, 212 yılında, Caracalla Geta’ya suikast düzenledi ve hemen ardından, kemerin üzerindeki Geta’nın sureti ve ona dair yazıtlar dahil, Geta’nın varlığına ilişkin tüm kayıtları yok etti. Sanırım kardeş rekabeti Geta için çok sağlıklı olmamıştı.

 

ARCO DI TITO

İmparator Domitian tarafından M.S. 82 yılında ölen kardeşi Titus anısına yaptırılan Arco di Tito, Titus’un Kudüs Talanı’ndaki zaferini yad ediyordu. Bu kemer ardından dikilecek olan bir çok kemere esin kaynağı oldu, bunların en önemlileri Paris’teki Arc de Triomphe ve Constantine Kemeri’dir.

 

AVENTINO

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Üzerinde antik kentin yer aldığı Roma’nın Yedi Tepesi’nden bir diğeri olan Aventino, monarşi ve erken Demokrasi döneminde esas olarak bir banliyö mahallesi idi. M.Ö. 456 yılında kabul edilen bir yasa avam tabakasından olanların da tepede mülk sahibi olabilmelerini sağladı, bunun ardından şehir kısa sürede büyüyerek duvarlarının dışına taştı. Bu hızlı büyüme şehri Galyalılar tarafından işgal edilmeye çok daha açık bir hale getirmişti. Kanlı bir işgalin ardından Senato, Birleşik Devletler’de sağlık reformu yasasının geçmesinden hemen önce olup bitenlere çarpıcı derecede benzeyen gecikmiş bir reaksiyon alarak, Aventino’yu çevreleyen bir duvar yapılmasına dair bir kanun önerisini kabul etti.

 

BASILICA DI MASSENZIO

Bazilika’nın yapımına, daha sonra Milvian Köprüsü Savaşı’nda Constantine tarafından yenilgiye uğratılacak olan İmparator Maxentius yönetiminde, 308 yılında başlandı. Constantine 312 yılında bina tamamlanana kadar yapımı denetledi ve Maxentius’un projesini bitirmenin tadına vardı.

Bazilika mahkeme binası, meclis salonu ve toplantı salonu olarak kullanılan çok amaçlı bir yapıydı. Tasarımında diğer bazilikalardan ve Roma dönemi banyolarından esinlenmeler vardı ama bir bütün olarak, tamamen özgündü.

 

BASILICA DI SAN PIETRO

326 yılında yapılan orijinal Aziz Peter Bazilikası, bugün varolan epik yapının aksine, Latin haçı biçiminde yapılmıştı. Cennet Bahçesi adı verilen avlu girişin hemen önünde uzanıyor, takipçileri kilisenin ana kapılarına çağırıyordu.

Müsrifçe dekore edilen pagan tapınaklarının aksine, Aziz Peter’ın cephesi oldukça sadeydi. Şükürler olsun ki Katolik Kilisesi yeni Aziz Peter’ı yaptığında tüm bunları aşmıştı. Elbette, bunun dezavantajı dinin inanılmaz bir şekilde bozulmuş olmasıydı, ama, hey, her güzelliğin bir bedeli vardır.

Bazilika eski Nero Sirki’nin üzerinde yapılmıştı, ama sen patlamış mısırlarını ve şekerlerini eline almadan söyleyeyim, bu modern bir sirk değildi. Romalıların meşhur Hıristiyan idamları burada da ana gösteriydi. Aziz Peter, diğer bir çokları gibi, burada asılarak öldürülmüştü. Bazilika bu anti-Hristiyan bölgesinin üstüne yapılmıştı, sanki İmparator Constantine tarafından tarihin bilerek değiştirilmesi amacıyla yapılmış gibiydi, çünkü eğer artık yoksa, hiç var olmamıştır, değil mi?

 

BASILICA DI SANTA MARIA IN ARA COELI

Campidoglio meydanının bitişiğindeki bu Bazilika 14. yüzyılda dini ve sivil yaşamın merkezi haline gelmişti. Yapının mimarı ana girişe ulaşan göz korkutucu 124 basamak merdiveni dizlerinin üstünde tırmanan bir Katolik’in günahlarının affedileceğini iddia ediyordu. Tanrı biliyor, elimi değil dizimi kana bulamak istemişimdir.

Bazı tarihçiler Bazilika’nın Juno tapınağının kalıntılarının üzerine yapıldığını farz ederler. Bu binada gözün görebildiğinden daha fazlası olduğuna dair içimde bir his var, bu yüzden sana bu binaya daha fazla dikkat etmeni öneririm.

 

BASILICA EMILIA

Vizigotlar’ın Roma’yı yağmalaması sırasında harabeye çevrilen Bazilika’nın yapılış amacına dair izler kaybolmuştur. İşgalciler kaçtıklarında, binayı ateşe verirlerken düşürdükleri madeni paralar taban döşemesinde kalmıştı. Dumanlar temizlendiğinde ve saldırı sona erdiğinde, madeni paralar aşırı sıcaktan bazilika tabanına yapışmışlardı. Böylece, görünen o ki binanın asıl amacı tefeciler ve vergi memurları için, ve hatta, belki de, milattan öncesi döneme ait para koleksiyoncuları için ofis görevi görmekti.

 

BASILICA GIULIA

M.Ö. 46 yılında Julius Caesar’a adanarak yapılan Bazilika’nın yapım masrafları Galya Savaşı’nın ganimetleriyle karşılanmıştı. Birkaç yıl sonra yapıyı tamamlayan Augustus, buraya babasının ismini verdi. Bina çoğunlukla sivil mahkeme olarak ve miras davalarına bakan Centumviri’nin oturumları için kullanıldı.

 

CASERMA DI ALVIANO

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

1503 yılına kadar Bartolomeo tarafından kullanılan bu kışla, harap bir hale gelip şehri genişletmek için bir kısmı yıkılana kadar paralı askerler için bir eğitim kampı olarak kaldı. Bulunduğu yere binanın anısına 1960 yılında bir işaret konuldu ama aslında kimse kışlanın gerçekte konumlanmış olduğu bilmiyordu, bu yüzden anıt fikri önce bir parka, o da, daha sonra, bir fast food restoranına dönüştü.

 

CASTEL SANT’ANGELO

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Rodrigo Borgia (nam-ı diğer Papa VI. Alexander) Castel Sant’Angelo’da ikamet ediyordu.

Romalı İmparator Hadrian’ın lahiti olarak 135 ve 139 yılları arasında inşa edilen Castel Sant’Angelo, Augustus Mozolesi’nden biraz daha büyük yapılmıştı, çünkü, bu veritabanında da birçok defa belirtildiği gibi, boyut önemliydi.

Bina 401 yılında askeri kışlaya dönüştürüldü ve hemen ardından 410 yılında, Hadrian’ın küllerini her yere saçan Vizigotlar tarafından yağmalandı. Yağmadan geriye kalanlar geri dönüştürüldü, örneğin Vatikan tarafından çalındı.

14. yüzyılda lahit papalar için bir kaleye dönüştürüldü ve Passetto di Borgo adı verilen bir geçitle St. Peter kalesine bağlandı. Rönesans papalık rejiminin pek tatlı sadistik tarafını yansıtacak şekilde, kale hem görkemli daireler, hem de bir hapishane içeriyordu. Ünlü bilimadamı ve Hermetist Giordano Bruno burada 6 yıl tutsak kalmıştı. İdamlar Papa’nın eğlencesi için küçük iç avluda

 

CASTRA PRAETORIA

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Castra, İmparatorluk Roması Muhafız Kıtası’nın antik kışlası olarak hizmet verdi. Konstantin, 312 yılında Maxentius karşısında zaferinin ardından kışlayı yerle bir etti. Muhafızlar yüzyıllar boyunca İmparator’un koruyucusu olagelmiş ve Maxentius’u koruyarak sadece görevlerini yapmış olsalar da, görünüşe göre Konstantin onları affedememişti. Muhafızlar sonsuza kadar dağıtıldılar.

Kötü geçen iş gününden şimdi de bahset bakalım.

 

CELIO

Adını Celius Vibenna’dan alan bu yapıyı Vibenna imar ettiği için mi bu onura sahip olduğu, yoksa arkadaşı Servius Tullius’un yalnızca ölümünden sonra onun onurlandırmak mı istediği bilinmemektedir. Her halükarda, Roma’nın Yedi Tepesi’nden biri olan Celio, Demokratik Roma döneminde zengin kesimin yerleşmeyi tercih ettiği gözde bir bölgeydi.

 

CIRCO MASSIMO

Aventino ve Colle Palatino arasındaki vadide yer alan bu antik Roma dönemi atlı araba yarış stadyumu türünün ilk örneği olmasının yanında en büyüğüydü de. Maksimum kapasitesinde, Circo 250,000 insan alabiliyordu, bu neredeyse şehir nüfusunun yarısıydı. M.S. 140 yılında, sirkin üst katlarından biri çökmüş ve 1112 izleyici ölmüştü. Bu trajedi uzun bir süre hatırlanmıştır ve gelmiş geçmiş en kötü spor kazası, bazı insanların inandığı gibi 1953 yılı İngiltere – Macaristan karşılaşması değil, bu olaydır. Sana söylüyorum, baba.

 

CLOACA MAXIMA

Tam olarak “Büyük Lağım” anlamına gelen Cloaca Maxima, dünyanın ilk büyük lağım sistemlerinden biriydi. Kayıtlar ilk olarak Roma Kralı Tarquinius tarafından M.Ö. 600 civarında yaptırıldığını söyler. Şehrin lağım suyunu uzaklaştırmasının yanında, çoğunluk tarafından Cloaca’nın Roma Forumu’nun bir zamanlar bataklık olan tabanını kurutmak için kullanıldığı kabul edilir.

Şaşırtıcı bir şekilde, yapı bugün hâlâ taşan yağmur sularını çekmek için kullanılmaktadır.

Bahse girerim bir lağım esprisi yapacağımı düşünmüştün, değil mi? Hadi ama. Çok basitçe.

 

COLLE PALATINO

Roma’daki Yedi Tepe’den biri olan Colle Palatino şehir merkezine en yakın olan tepedir. Roma’nın en eski yerleşim birimlerinden olan tepe Roma Forumu’nu ve Circo Massimo’yu yukardan görür.

Favori Roma mitolojime göre, tepe Lupercal olarak bilinen ve Romulus ile Remus’un bulunup dişi kurt tarafından büyütüldüğü mağaranın olduğu yerdi.

Ki bu da, tesadüfi olmayan bir şekilde, Hastings’deki eski evime verdiğim isimdir. Nedenini sorma.

 

COLLE QUIRINALE

Şehir merkezinin kuzeydoğu tarafında bulunan Quirinale, Roma’nın Yedi Tepesi’nden biridir. Romalılar tarafından asimile edilmeden önce burada bir Sabine halkının varlığını doğrulayan, M.Ö. 8. ve 7. yüzyıl dönemine ait lahitler burada bulunmuştu. Burada ayrıca I. Constantine’in yaptırdığı lüks banyolar da bulunmaktaydı, ancak şu anda bunlardan geriye tek kalanlar bir kaç çizimdir.

 

COLLE VIMINALE

Roma’nın Yedi Tepesi’nden en küçüğü olan Viminale şehir merkezini işaret eden ufak bir parmak şekline benziyordu. Tepede İçişleri Bakanlığı’nın ofis binası olan Viminale sarayı bulunur. Bu küçük tepe ayrıca halka açık en büyük banyolar olan ünlü Terme di Diocleziano’ya da ev sahipliği yapar.

 

COLONNA TRAIANA

Trajan yapılarından hâlâ ayakta durabilen bir diğeri; Colonna Traiana Dacian Savaşları’ndaki zaferi anısına dikilmişti ve tüm Roma’daki en yetenekli mimar olan Apollodorus tarafından tasarlanmışa benziyordu. Anıt en çok tüm sütunu çevreleyen ve Romalılar ve Dacialılar arasındaki epik savaşları en ince ayrıntılarıyla tasvir eden spiral bas rölyefleri ile ünlüdür.

Yapının içerisindeki spiral merdivenlerden, etrafı çevreleyen muhteşem forum manzarasının görülebileceği bir platforma çıkılır. Önceden çok nadir kullanılan spiral şeklindeki merdivenler bu yapıdan sonra imparatorluğa ait bir güç sembolü haline gelmişti, öyle ki “haydi bana merdivenlerini göster” gibi anlamlı yorumlar bile yapılır olmuştu.

 

COLOSSEO

İmparator Titus döneminde, M.S. 72 ve 80 yılları arasında yapılan Colosseo 50,000 izleyici kapasiteliydi ve Roma tarihindeki en büyük mimari eserlerden biri olarak kabul ediliyordu. Gladyatör gösterileri, dramatik piyesler ya da diğer oyunlar gibi bir çok oyun zengin aileler tarafından servetlerini göstermek adına finanse ediliyor, Roma halkı tarafından benimsenen gösteriler oluşuyordu. Ne yazık ki, 1349 yılındaki büyük deprem büyük ölçekte tamir edilmesi imkansız çatlaklar açtı ve Colosseo harabeye dönüşmeye terk edildi.

16. yüzyılın ortalarında, Papa V. Sixtus binadan geriye kalanlardan yararlanmak istedi ve yapıyı devasa bir yün fabrikasına çevirerek Roma’daki fahişelere iş imkanı sağlamak istedi. Maalesef, Papa dahiyane fikri hayata geçirilemeden öldü.

 

ESQUILINO

Roma’nın Yedi Tepesi’nden en güneyde yer alanı, Esquilino, bir diğer popüler dinlence bölgesiydi. Bir tevazu ve nezaket gösterisi olarak, Nero en hafif tabiriyle, haddinden fazla gösterişli Altın Ev’ini yapmak için buradaki mülklere el koydu.

 

IL CAMPIDOGLIO

Roma’nın Yedi Tepesi’nden en ünlüsü olan il Campidoglio’nun antik tarihi içinde bir çok mitolojik öykü barındırır. Temple of Juno, the Temple of Virtus ve Temple of Jupiter Optimus Maximus Capitolinus gibi birçok önemli Roma dönemi tapınağı bu tepenin üzerine inşa edilmiştir. 79 yılında, tepe İmparatorluğun ana arşivi olan Tabularium’a da evsahipliği yapıyordu. Orta Çağlarda, tepe Michelangelo’ya estetik ameliyatı yaptırmadan önce şehrin sivil yönetim merkeziydi.

 

LA VOLPE ADDORMENTATA

Gece verilen ücretsiz içkileriyle Borgia muhafızları arasında popüler olan La Volpe Addormentata herkese iyi bir vakit vaad ediyordu. Ve müşteriler de, anormal bir şekilde yüksek hırsızlık raporlarına bakarsak, cüzdanları birazcık hafiflemiş olarak ayrılıyordu.

 

MAUSOLEO DI AUGUSTO

Eğer Roma’da önemli bir şahsiyet olsaydınız ve M.Ö. 24 ile M.S. 98 yılları arasında ölseydiniz buraya gömülürdünüz. Orta Çağlarda Colonna ailesi tarafından sahiplenilen Mausoleo güçlendirilmiş ve Castel Sant’Angelo’nun bir parçası olacak şekilde dönüştürülmüştü. Evet, ölü insanlarla birlikte yaşadılar.

1167’de Roma Komünü’nün utanç verici yenilgisinden sonra Colonna ailesi gözden düşmüş ve fertleri şehirden sürülmüş, yapıları dağıtılmıştı. Daha sonra, ailenin Roma’ya geri dönmesine izin verildi ve aile Rönesans dönemini rakip Orsini ailesine kan davası güderek geçirmişti. Eğer bu bize bir şey öğretiyorsa, o da, eğer birilerinden kurtulmak istiyorsan onları asman gerektiğidir, çünkü sürgün buna göre çok kısa süreli bir çözümdür.

 

MERCATI DI TRAIANO

Oldukça üretken bir şekilde binalar yaptırmış olan İmparator Trajan’ın uzun ömürlü yapılarından güzel bir örnek. Mercati’si dünyanın en eski alışveriş merkezi olarak kabul edilir; içerisinde 150’den fazla dükkan ve ofis barındırırdı.

Trajan’ın favori mimarı olan Şam’lı Apollodorus tarafından M.S. 107 ve 110 yılları arasında dizayn edilen market, söz gelimi, 91 mil uzunluğundaki tüm şehre temiz su sağlayan su kemeri gibi, antik dünyanın harikalarından biriydi. Hayır, alışveriş merkezi çok daha etkileyiciydi.

 

MURA AURELIANE

Roma’nın Yedi Tepesi’nin hepsini içine alan bu şehir duvarları sırası 271 ve 275 yılları arasında, İmparator Aurelian ve İmparator Probus dönemlerinde yapılmıştı. Duvar az korunaklı banliyö mahallelerine ve köylere saldırmayı adet edinen barbar klanlarını engellemek üzere inşa edilmişti. 545 yılındaki Got Savaşı’nda, Ostrogot Kralı Totila Bizanslılar’ın şehri savunma gücünü kırabilmek için duvarın büyük bir bölümünü yıktı. <br><br>Günümüz Got’larında eksik olan budur: çok fazla makyaj, çok az köy yağmalama.

 

NERO’NUN ALTIN SARAYI

Belki de erken Roma İmparatorluğu dönemi maçoluğunun en iyi örneği olan bu devasa ucubeyi Nero Büyük Roma Yangını’ndan sonra yaptırdı. Neredeyse 300 akr büyüklüğünde olduğu düşünülen bu şatafatlı ve süslü sarayın içinde üzüm bağları, sürüler otlayan çayırlar, koruluklar ve yapay bir göl bulunuyordu. Hepsinin ötesinde, Nero sarayın girişine, binanın kime ait olduğu konusunda şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde, kendisinin 35 metrelik dev bir bronz heykelini yaptırmıştı.

Saray, 300 odasından hiçbiri uyuma bölmeleri içermediğinden bir parti villası olarak tanınıyordu. Saraydaki saçmalıklar silsilesi uzayıp gidiyor; örneğin köleler tarafından çalıştırılan ve yemek salonunun kubbeli tavanına doğrultulmuş devasa bir mekanizma, “cennetlerden” Nero’nun aşağıda oturan konuklarının üstüne gül yaprakları serpiyordu.

 

PALAZZO DEI CONSERVATORI

Campidoglia’daki yapılardan biri olan bu Palazzo şehir ynetiminden sorumlu olan Roma sulh hukuk mahkemesinin, ya da Papa’nın onları çağırdığı isimle, onun “parti planlama komitesi”nin konağı idi. 15. yüzyılın sonlarında etkileri artık çok azalmıştı, şehri Papa Vatikan’dan yönetiyordu.

16. yüzyılın ortalarında Michelangelo küçük yetenekli elleriyle binaya dokundu, ön cepheyi yeniden tasarladı ve binayı daha az şatafatlı göstermek adına yüksek kaidelerin üstüne devasa Korint tarzı sütunlar ekletti. Bunu ne kadar başarabildiğinden emin değilim.

 

PALAZZO LATERANO

Roma İmparatorluğu döneminde bir saray olan Laterano, birçok Roma imparatoruna danışmanlık yapan Laterani ailesinin konağıydı. Sonunda ev, rakipleriyle çocukça bir kavgaya tutuşup Maxentius’un kız kardeşi ve tapuyu elinde bulunduran kişi Fausta ile evlenen Constantine tarafından ele geçirildi. Maxentius mesajı alabildi mi merak ediyorum.

4. yüzyılda, Laterno ana Papalık konağı haline geldi ama 1307 ve 1361 yıllarındaki iki yangından sonra önemini kaybetti.

 

PALAZZO SENATORIO

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Roma’da adalet yönetiminden sorumlu olan Senato için meclis binası olarak tasarlanan ve yapımına 13. ve 14. yüzyıllarda devam edilen Palazzo, Campidoglio’daki en baskın eserdir. Turistler Michelangelo tarafından tasarlanmış olan etkileyici çift basamaklı merdivenleri görmeye can atarlar.

Merdiven korkusu olanların korkularını körüklemenin yanında, bu merdivenler yegâne amacı V. Charles’ı ve ardından Kutsal Roma İmparatorluğu yöneticisini etkilemek olan Papa III. Paul tarafından Michelangelo’ya emredilen, Campidoglio’daki bazı binaların yeniden yapılması görevinin bir parçasıydı. Temelde, Rönesans politikaları bir çocuğun babasını etkilemek için başaşağı durmaya çalışmasına benziyordu.

 

PANTHEON

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Bu mimari harika, yapılışının ardından iki bin yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ dünyanın en büyük desteklenmemiş çimento kubbesini barındırmaktadır. Kubbenin merkezindeki açıklık (Oculus olarak bilinir) bu muazzam odadaki tek ışık kaynağıdır.

M.S. 126 yılında Marcus Agrippa tarafından tüm antik Roma tanrılarına adanarak yapılan Pantheon o günden bu yana Hristiyan alemi için yol gösteren bir ışık oldu. Bina o kadar çok sefer yandı, tekrar yapıldı, soyuldu, değiştirildi, yıkıldı ve onarıldı ki iç kısım birbiriyle çatışan sayısız ikon ve sembol barındırır. Görünüşe göre bina birbirinden farklı bir çok tanrıya adanmıştı. Öte yandan ben, binanın etrafındaki modern espresso barlarına tapınmayı yeğlerim.

 

PIAZZA DEL POPOLO

15. yüzyılın erken dönemlerinde, ünlü Piazza del Popolo’nun yapılacak olduğu alan yalnızca Via Flaminia’nın devamıydı. Bunun bir sonucu olarak, bir çok ziyaretçinin Roma’ya geldiğinde ilk gördüğü şeydi.

Şehri yönetenler sonradan Roma hakkındaki ilk izlenimin çamurlu bir alandan daha etkileyici bir şey olmasına karar verdiler ve şu anda var olan güzel meydanın yapımına başladılar.

 

PIAZZA DI SPAGNA

İspanyol Merdivenleri’nin ucundaki, kendine özgü ve ünlü Piazza di Spagna’nın yapılacak olduğu bu halka açık düzlük kareden çok uzatılmış bir üçgen biçimindeydi. Kutsal Makam’daki İspanyol Elçiliği’nin adı verilen Piazza, Roma’nın en bilinen toplanma yerlerinden biri oldu.

Dikkat çekici bir özellik olarak, Romantik şair John Keats ölmeden önceki son saatlerini Piazza’yı gören bir apartman dairesinde geçirmişti. Bir güzellik abidesi sonsuza kadar sürecek bir neşe kaynağıdır…tabi tüberkülozdan ölmek üzere değilsen.

 

PIAZZA NAVONA

Bu piazza, 1. yüzyılda yapılmış olan Domitian Stadyumu’nun bulunduğu yere yapılmıştı. Güneybatı ucunda Pasquino’nun antik konuşan heykeli bulunur. 1501 yılında ortaya çıkarılan ve Piazza’ya dikilen heykel, şehir halkı tarafından herkesin okuması için üstüne iliştirilen sosyal parodiler ve anonim hakaretamiz yorumlar için bir ilan panosu olarak kullanılıyordu. Gerçekten dahice bir konseptmiş bana sorarsan.

 

PIRAMIDE CESTIA

Bu devasa anıt mezar M.Ö. 18 ve 12 yılları arasında, bir sulh hakimi ve tanrılar için dini ziyafetler düzenlemek ve partiler sırasında çiçek dağıtmakla görevli olan, Roma dönemindeki dini bir kurum, Septemviri Epulonum üyesi olan Caius Cestius adına yapılmıştı. 271 ve 275 yılları arasında, Aurelian Duvarları’nın yapımı esnasında piramit duvarın içinde yapılmış, gittikçe büyüyen duvar projesinde giderleri azaltmak için üçgen şeklinde bir burç şekli verilmişti.

Piramidin yüzlerinin Mısırlı atalarına nazaran çok daha dik olduğunu fark etmişsindir. Bu durum, yapımında kullanılan Mısır piramitlerine ait eskizlerin hatalı olmasından kaynaklanır.

 

PONTE CESTIO

Bu köprüyü tam olarak kimin yaptığı bilinmemektedir, ama bunun Tevere’nin sağ yakasını Isola Tiberina’ya ilk bağlayan köprü olduğunu biliyoruz. Antik devirlerde nehirler dini açıdan çok büyük bir öneme sahipti ve nehrin üstüne bir köprü yapmak ilahi kanunun hiçe sayılması olarak görülürdü. Böyle bir projeyi onaylamış olabilecek tek kişi Yüksek Rahip ya da “köprü yapımcısı” anlamına gelen, “Pontefice” idi. Köprü yapımcılarının sonunda Yeni Dünya’yı bölme gücüne nasıl kavuştukları ise başka bir hikayenin konusu.

 

PONTE EMILIO

Şehirdeki en eski Roma dönemi köprüsü olan bu yapıda bugün geriye nehrin ortasında küçük bir kemer kalmıştır. Köprü 1598 yılında sel suları güney kemeri yıkana kadar faaliyet gösterdi; şehir yöneticileri köprüyü fazla masraflı buldukları için tamir ettirmediler çünkü tüm para Papa VIII. Clement’in idam harcamalarına gidiyordu.

 

PONTE FABRICIO

Bu şehir sınırları içinde orijinal formunu koruyan en eski Roma dönemi köprüsüdür. Tevere (Tiber Nehri) üzerinden geçen köprü Lucius Fabricius tarafından M.Ö. 62 yılında yapılmıştır. Lucius’ın, 62 metrelik köprünün dört farklı kısmına ismini kazıdığını düşünürsek biraz kibirli davrandığını söyleyebiliriz herhalde.

 

PONTE SANT’ANGELO

Bu köprü Tevere üzerinden geçerek şehir merkezi ile daha sonra Castel Sant’Angelo olacak olan Hadrian’ın yeni yapılmış mozolesini birbirine bağlıyordu. 1450 yılında, dalga dalga Bazilika San Pietro’ya hücum eden hacılar yüzünden köprünün parmaklıkları yamuldu ve onlarcası nehre düşüp boğuldu. Daha sonra, 16. yüzyılda, bina idam edilen cesetleri halka sergilemek için kullanıldı. Bana mı öyle geliyor, yoksa bu köprü özellikle mi bunca neşesiz olaya sahne olmuştu?

 

PONTE SISTO

Günümüzde var olan köprü 1472 ve 1479 yılları arasında, eski Pons Aurelius köprüsü yerine Papa IV. Sixtus tarafından yaptırılmıştır. Bu köprüyü diğerlerinden ayıran şey ortasında bulunan stilize edilmiş çemberdir, ki bence oldukça zariftir.

 

PORTA APPIA

Roma’ya güneydoğudan giriş sağlayan Porta Appia şehirdeki en büyük ve en önemli kapılardan biriydi. Bunun bir sonucu olarak, erken dönemlerinde iki kez sağlamlaştırıldı ve restore edildi. Buradan başlayan Via Appia İtalya boyunca güneye doğru uzanırdı.

 

PORTA ASINARIA

Porta Asinaria orijinal Mura Aureliane (Aurelian Duvarları’nın) bir parçası olarak inşa edilmişti, kapı sıradışı kule blokları ve muhafız odaları ile diğerlerinden ayrılır. 536 yılında, General Belisarius Roma’yı Vizigotlar’dan geri almak üzere ordularını bu kapıdan içeri sokmuştu. Ancak zaferi kısa sürmüş, 10 yıl sonra, hainler bu kapıyı açıp Totila ve peşindeki Gotlar’ı şehri ikinci kez yağmalamak üzere içeri almışlardı.

Belisarius kapıyı iki kere kilitlemeyi akıl etmeliydi!

 

PORTA AURELIA

Mura Aurelianel’in bu kapısı Janiculum’un zirvesinde yer alıyordu ve Via Aurelia’nın başlangıç noktasıydı. 17. yüzyılda Papa VIII. Urban tarafından modellenmesinden sonra adı Porta San Pancrazio olarak değiştirilen Via Aurelia Cumhuriyet ve Orta Çağlar boyunca Roma’nın Fransa’ya bağlantı noktası olarak hizmet etti, bu sebeple çok önemli bir ticaret noktasıydı.

 

PORTA FLAMINIA

Bu kapı başta Ariminum’a giden Via Flamini’nın başlangıç noktası olarak inşa edilmiş, bu da yolun Roma’nın kuzeyine giden en önemli yol olmasını sağlamıştı. Kapı sonradan, ünlü Piazza del Popolo’ya girişi sağladığı için Porta del Popolo adını aldı.

PORTA METRONIA

Mura Aureliane (Aurelian Duvarları) ile birlikte inşa edilen Porta Metronia Orta Çağların sonlarında mühürlenmiş, bu da Papa II. Callixtus’un, durgun suları daha sonra, 1601 yılında bir salgına sebep olacak bir nehir olan Acqua Mariana için kapının içerisinden geçen küçük bir kanal oluşturmasına yol açmıştı.

İyi niyet + geçen zaman = veba. İşte hayatın döngüsü.

 

PORTA NOMENTANA

Küçük Mura Aureliane (Aurelian Kapıları’ndan) biri olan Porta Nomentana başlangıçta tek kemerden oluşan bir giriş olarak tasarlanmıştı. Porta’nın yanına daha sonra iki yarı-çember kule eklendi, sonradan bunlardan biri Quintus Aterius adında bir adamın mezarına dönüştürüldü. Quintus için “dalkavuklukla çürütülen bir adam” denirdi. Ancak son gülen tarih olmuştu, kapı şu anda İngiliz Konsolosluğu’nun duvarı ile birleştirilmiş durumdadır. Quintus’un ölü kulakları bir daha asla dalkavukluk duyamayacak.

 

PORTA OSTIENSE

Cestius Piramidi’nin hemen batısında, Mura Aureliane’nin içinde yer alan bu kapı Porta Asinaria ile benzer bir geçmişe sahiptir. 549 yılında, Isauria askerlerinin ihaneti Totila ve beraberindeki Ostrogotların bu kapıdan Roma’ya girmesine ve şehri yağmalamasına yol açmıştı. Sanırım bu olaydan sonra Romalılar gardiyan seçim testlerini anahtar bir soru ekleyerek güncellemişlerdir: Kral Totila ile arkadaş mısın?

 

PORTA PINCIANA

Honorius tarafından daha önceki servis girişi değiştilerek 5. yüzyılın ilk yıllarında yapılan bu kapı Via Salaria’nın girişini belirtiyordu. Orta Çağlar boyunca dillendirilen bir söylenti Roma’yı Ostrogotlara karşı savunan Romalı general Belisarius’un burada kör bir dilenci olarak görüldüğünü iddia ediyordu.

İmparator Justinian körlük mevzusundaki rolü sorulduğunda bunu reddetmiş, sonra birden bire Ayasofya’yı tekrar inşa etmekten bahsetmeye başlamıştı.

PORTA PRAENESTINA

Porta Tiburtina gibi, bu kapının da yapılış amacı Acqua Claudius ve Acqua Anio Novous’u, Roma’nın iki ana caddesini kesen su kemerlerini desteklemekti. Porta sonradan projeyi hızlandırmak için Mura Aureliane (Aurelian Duvarları) ile birleştirilmişti. Duvarlara defnedilmiş bir kaç beden bulunabilir, bir başka ünlü İtalyan gider-azaltma yöntemi.

 

PORTA SALARIA

Got kralı I. Alaric, 410 yılındaki Roma istilasına Roma’ya bu Aurelia kapısından girerek başladı. Belki de bu başarısızlığı yüzünden, bir çok benzerinin aksine, Porta Salaria’ya Orta Çağlar boyunca bir Hıristiyan ismi verilmedi.

 

PORTA SETTIMIANA

Orta Çağlarda Via Recta, Trastevere’deki Tevere (Tiber Nehri) limanına bu kapıdan açılıyordu. Kapı önce 15. yüzyılın başında restore edildi, daha sonra 1498’de Cesare Romagna ve Villa Auditore’ye saldırmak için Vatikan’dan ayrılmadan hemen önce, kapıya daha askeri bir görünüm kazandırmak isteyen Papa VI. Alexander tarafından tekrar restore edildi.

 

PORTA TIBURTINA

Hoş boğa kafataslarıyla süslenmiş bu kapı orijinal olarak üç ayrı su kemerinin Via Tiburtina üzerinde birleştiği noktada, İmparator Augustus tarafından yaptırılmış bir kemerdi. Daha sonra, Mura Aureliane (Aurelian Duvarları) yapılırken mühendisler paradan ve zamandan tasarruf etmek için kemeri duvara dahil etmeye karar verdiler.

PORTA TURRIONIS

848 ve 1455 yılları arasında bir zamanda inşa edilmiş olan (haydi ama sevgili tarihçiler, bu kadar geniş bir aralıkta Birleşik Devletler’i üç defadan fazla turlayabilirim) Porta Turrionis, ismini Papa V. Nicholas tarafından yaptırılan bir kuleden (turrionis) almıştı. Turlamaktan bahsetmişken, Vatikan’ın girişindeki kapının yeri 1990 yılında arabaların geçebilmesi için genişletilmiş, orijinal kapı birkaç metre yana kaydırılmış ve tamamen kapatılmıştı, burada felsefi açıdan şöyle önemli bir soru sorulabilir: “Gerçek Porta Turrionis hangi kapı?”, tabii Papa’nın kapının ismini sonradan Porta Cavallegeri olarak değiştirip bu soruyu tamamıyla anlamsız hale getirmesini göz ardı edersek.

 

PORTA VIRIDARIA

Porta San Petri, Porta di Belvedere, Porta San Pellegrino, Porta Palatina, Porta Aurea, Porta San Peregrini ve Porta Artıkyeterulan adlarıyla da bilinen Porta Viridaria, Vatikan’ı çevreleyen surlarda yer alan en eski kapılardan biridir. Kapı Vatikan’ın girişindeki bağımsız bir kasaba olan Leonine Şehri’ne ve bunun içindeki bir bölge olan Borgo’ya açılır. Her iki yerleşim yeri de 852 yılında işgallerden korunmak için Leonine Surları ile çevrelenmiştir.

Yapıldığı zaman Porta Viridaria Vatikan’ın kuzeydeki en önemli girişi haline gelmiş, her Jübile döneminde patlayan emlak ve otel fiyatlarına sebep olan hacıların akınına uğramıştır.

Kapı 1562 yılında, var olan surları da çevreleyen Leonine Surları’nın üçüncü aşaması tamamlandığında kullanılmaz hale gelmiştir.

 

ROMA

Bulunan kanıtlara göre Roma’da insan varlığının geçmişi en az 10,000 yıl öncesine dayanıyor. Roma’nın erken dönemine ait bir mitoloji bize, şehri kardeşi Remus’la birlikte bir mağarada, dişi bir kurt tarafınadan büyütülen Romulus tarafından kurulduğunu söyler. Görünüşe göre, iki küçük çocuk kurt tarafından emzirilmişti (doğru olması gereken bir hikayeye benziyor, değil mi?).

Arkeolojik bulgular Roma’nın Colle Palatino’daki kırsal yerleşkelerden, Roma Forumu’nun gelecekte inşa edileceği, bir çok mağaranın üstünde bulunan düzlüğe doğru genişlediği tezini destekliyor. Daha sonra, M.Ö. 510 yılında Roma Cumhuriyeti kuruldu. Başarılı ve varlıklı Cumhuriyet M.Ö. 27 yılında, başarılı imparatorlar tarafından topraklar gittikçe genişleyen Roma İmparatorluğu’na evrildi.

İmparatorluk 476 yılında dağıldığında ve Roma Katolik Kilisesi 756 yılında gücü eline geçirdiğinde dahi, Roma hem ekonomik hem de kültürel yönden Avrupa’nın dinamosu olmaya devam etti. 14. yüzyılın ortalarında, Floransa İtalyan Rönesansı’nın merkezi olarak Roma’yı geçti. Bu garip bir şekilde papalığı rahatsız etti, bu yüzden büyük miktarlarda para ve kaynak harcayıp, mimarları ve sanatçıları şaheserler yaratmakla görevlendirerek odağın tekrar Roma’ya kaymasını sağlamak istediler.

Bu gösteriş güdülü çabaların sonucu ise bugün hâlâ garipsenen eşsiz sayıda yaratıcı ve bilimsel ürün olmuştu. Kolaylıkla Roma’nın batı tarihinin en önemli şehirlerinden biri olduğu, ve belki de dünya tarihinin en önemlilerinden biri olduğu söylenebilir.

 

ROSA IN FIORE

REBECCA84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

1480 yılında açılan Rosa in Fiore Vatikan’dan gelen üyelerine karşı imtiyazlı muamelesiyle ünlüydü: kıdem ne kadar yüksekse, aynı odaya girmesine kabul edilen kız sayısı da o kadar fazlaydı. İlk mama Madonna Solari birçok kardinalle sıkı ilişkiler geliştirmişti ve sık sık Suikastçiler hakkında bilgi sızdırması için rüşvet alırdı.

Görünüşe göre, lüzumundan fazla yaşamıştı.

Claudia mekanın sahibi olduğunda, ruhban sınıfından ziyarete gelenlerin sıklığı artmıştı. Ve Claudia onları konuşturmanın birçok yolunu biliyordu. Dur, bu yanlış anlaşılmaya müsait bir cümle oldu, demek istediğim, oldukça ikna ediciydi. Bu da yanlış oldu. Kelimeler konusunda yetenekliydi…Tasvir edici kelimeler. Ah, unut gitsin.

 

SAN ANDREA DELLA VALLE

Burası efsanevi Basilica di Sant’Andrea Della Valle’nin yapılması planan yerdi ancak bunun yapımına 80 yıl kadar daha başlanmayacak. Alan, Papa II. Pius’un soyundan gelen Amalfi Düşesi’ne miras kalmıştı. Kendisi daha sonra Theatine tarikatı tarafından Saint Andrew onuruna bir kilise inşa etmekle vazifelendirildi.

Düşes kilisenin 1605’de tamamlanışını görecek kadar uzun yaşamasa da, sonunda ortaya çıkan yapı haşmetliydi ve çarpıcı iç dizaynı ile dünya çapında ünlemişti.

 

SAN GIOVANNI DEI FIORENTINI

Tamamlandığında, San Giovanni Floransa’nın Roma’daki ulusal kilisesi olmuştu. Papa X. Leo 1508 yılında eski Saint Pantaleo’nun yerine yapılacak yeni bir kilise için bir mimarlık yarışması başlattı. Kazanan mimar Sansovino ismini seçti ancak sorunlar vardı ve kilisenin yapımı duracak kadar yavaşlamıştı. Bir çok farklı kişi iki yüzyıl boyunca kiliseyi tamamlamaya çalıştı, ve nihayet 1734 yılında tamamlandı.

Diktatörlüğün verimliliği konusunda söylenmesi gereken çok şey vardır, ancak diktatörlüğü takip eden bir ölüm oldukça sarsıcıdır.

 

SANT’ANTONIO DEI PORTOGHESI

Bu kilise 1440 ve 1445 yılları arasında Kardinal Antonio de Chavez tarafından yapılmış ve Potekizli hacılar için yapılan misafirhaneye dahil edilmişti. 1638 Martino Longhi the Younger’ın ellerinde yılında büyük bir tadilata giren kilise Portekizlilerin ulusal kilisesi haline geldi.

 

SANTA MARIA DEI MIRACOLI VE SANTA MARIA DI MONTESANT

REBECCAC84: Shaun’un 16. Denek’ten aldığı koordinatların bir kısmı bu yapıda birleşiyor. Gidip bir göz at istersen.

Bu orta halli kilise hâlâ, şu anda bile içeride olan ve dış dünyadan saklanan mütevazı Carmelite keşişlerine ev sahipliği yapmak üzere yapıldı.

Sonradan kilise bugün Piazza del Popolo’nun yanındaki ikiz kulelerden biri haline getirildi. 1662 yılında başlayan bu yenileme 13 yıl sürdü. Ortaya çıkan yapılar modern Roma’nın ikonik simgeleri haline geldi.

 

 SANTA MARIA IN VALLICELLA

Şu anda bakmakta olduğun yapı, Papa I. Gregory tarafından bu alana yapılan ilk kilisedir, Santa Maria in Vallicella’ya adanan orta halli bir yapı. 1575 yılında, dünyaca ünlü katedralin yapımı başladı ve 1599 yılında tamamlanıp kutsandı.

 

SANTI APOSTOLI

Bu erken Roma dönemi Katolik binası Papa I. Pelagius tarafından, Narses’in Ostrogotlar’a karşı kazandığı zaferi kutlamak için yapılmıştı. Diğer bir çok yapı gibi 1348’deki büyük depremden oldukça etkilenmişti. 1417’de Papa V. Martin tarafından, daha sonra da Papa XI. Clement tarafından restore edildi.

 

TERME DI CARACALLA

İmparator Caracalla yönetimi sırasında 212 ve 216 yılları arasında inşa edilen bu halka açık hamamlar 6. yüzyılın ortalarına kadar kullanıldı. Banyo yapmak ayrıntılı bir ritüeldi. Tipik bir Roma erkeği sıcak banyo ile başlar, sonra ılık bir banyoya geçer, soğuk suya atlar ve bir açık hava havuzunda son bulurdu; tüm bunlar banyoları ziyaret eden yaşlı erkeklerin banyo yapanları uzun uzun süzmesine yetecek kadar uzun sürerdi.

Caracalla su sporlarından fazlasını içeriyordu, büyük dinlence evi eşit miktarda Yunan ve Latin yazmaları içeren geniş bir kütüphaneye ve geniş bir spor salonuna sahipti. 537 yılında, Banyolar Gotlar tarafından yağmalandı ve hidrolik damlatma sistemleri tahrip edilerek kullanılamaz hale geldi.

 

TERME DI DIOCLEZIANO

Viminale Tepesi’ne kondurulan Terme di Diocleziano Roma İmparatorluğu boyunca inşa edilmiş olan tüm banyoların en müsrifçe yapılanıydı. Diğerleri gibi, banyolar Gotlar 537 yılında Roma’nın su kaynaklarını kesene kadar çalışır halde kaldılar.

Yağmadan sonra, yapıların çoğunluğu farklı yerlere dönüştürüldü, örneğin bazıları Roma Katolik Kilisesi tarafından sahiplenilip tapınma yerlerine dönüştürüldü, bugün ise mezar sanatı örneklerine ev sahipliği yapmaktalar. Dinlenme ve rahatlamadan günah ve ölüme… veya, belki de, eğer bir kümbeti suyla doldurursan, yeniden güzel bir havuza dönüşebilir.

 

TERME DI TRAIANO

Trajan’ın birçok projesi gibi, bu devasa tatil ve eğlence evi de Apollodorus tarafından tasarlanmıştı. Yapı Nero’nun harabe halindeki Altın Sarayı’nın bir kısmının üzerine inşa edilmişti ve romantik bir niyetle sıradan halkın kullanımı için yapılmıştı. 537 yılında, Got Kuşatması Roma dönemi su kemerlerinin birçoğunu tahrip etmişti ve Terme di Traiano da su kaynaklarını kaybettiği için zamanla terk edildi. Bir başka amme hizmeti fena halde çuvallamıştı, ama Colosseo’da aslanların önüne birkaç Hristiyan atmak eminim her şeyi telafi etmiştir!

 

TEMPIO DI ANTONINO E FAUSTINA

Roma Forumu’ndaki kardeşleri arasında gururla dikilen Tempio di Antonino e Faustina, İmparator Antonius Pius’un ölen karısı İhtiyar Faustina’nın anısına yapılmıştı. Açılışı yapıldıktan 20 yıl sonra Antonius Pius da öldü ve tapınak bu sefer ikisine birden adandı.

11. yüzyılda, Katolik Kilisesi harabeyi kullanışlı hale getirmeye karar verdi ve burayı şu anda görmüş olduğun San Lorenzo di Miranda kilisesine dönüştürdü.

 

TEMPIO DI SATURNO

Ziraat tanrısı Saturn’e adanmış bu anıt-tapınak Roma Forumu’nun batı ucunda bulunur. Aerarium adıyla da bilinen bu binada Roma devlet hazinesiyle birlikte Cumhuriyet’in altın ve gümüş rezervleri de bulunurdu. Castor ve Pollux Tapınağı gibi bu yapı da bir zamanlar devlet hazinesine ev sahipliği yaptı. Bu duruma bakarak, Saturn’ün zengin olmasının yanında yeme bozukluğu olduğu sonucuna da varılabilir.

 

TEMPIO DI VESPASIANO

Roma Forumu’nun batısında, Temple of Concordia ile Temple of Saturn arasında bulunan Tempio, imparatorlar Vespasian, Titus ve Domitian’dan oluşan Flavian Hanedanı onuruna yapılmıştı. Tanrılaştırma işleminin bir parçası olarak, yapımına Titus’un emriyle babası Vespasian’ın 79 yılındaki ölümünden kısa bir süre sonra başlanmıştı. Efsaneye göre Vespasian’ın son sözleri: “Heyhat, galiba bir tanrı oluyorum.” olmuştu. Ki, laf aramızda, bunlar benim de son sözlerim olacak.

 

TIVOLI

Bu antik kent Roma’nın 30 kilometre uzağında, muhteşem bir Roma Düzlükleri manzarasına sahip Sabine Tepeleri arasına kurulmuştur. M.Ö. 361 dolaylarında Tivoli, ya da daha sonraki adıyla Tibur Galyalılar ile müttefikti. Tivoli halkı Romalılar Galyalıları yenip şehri almadan önce 23 yıl boyunca barış içinde yaşadı. M.Ö. 90 yılında, şehir resmi Roma vatandaşlığı hakkı kazandı ve güzelliği ve muhteşem deniz manzarası için şehre gelen Romalı elitlerin tatil yeri haline geldi.

1461 yılında, Papa II. Pius sık sık isyan çıkaran nüfusu kontrol altında tutmak için Rocca Pia’yı inşa etti. Kale, papalığın geçici gücünün kudretini gösteren bir simge haline geldi.

Rönesans döneminde, Tivoli, Roma palazzoları ve avlularında kullanılmak üzere çıkarılan kireçtaşı ocaklarına yataklık ediyordu. Bu madenlerden birinde antik bir Roma hazinesinin gömülü olduğu söyleniyordu, ancak hazine avcıları, ümitsizce öten metal detektörleriyle boyunları bükük ayrıldılar.

 

TORRE MILIZIE

Bu heybetli ortaçağ kalesi Mercati di Traino ile bağlantılıydı ve Roma’daki en eski ve en sağlam kalelerden biri olmasının yanı sıra en uzunlarından biriydi de. Yapının 1348 yılında en üst katın yıkılmasına yol açan deprem nedeniyle hafif yana yatık olduğunu fark edeceksin. Yapım aşamasına Nero’yu da dahil eden popüler inanışın aksine, muhtemelen daha isabetli olan bir gerçek, yapım emrini veren kişi olarak Papa III. Innocent’ı işaret eder. İnsanlar yalnızca kule aşırı büyük ve şatafatlı olduğu için Nero’yu işin içine katmış olmalı. Onları suçlayamam.

Rönesans döneminde, ulaşılması güç yüksek katlarda bir hazine olduğu söylentileri vardı, ama bu hiç kanıtlanmadı.

 

TRINITA DEI MONTI

Piazza di Spagna’ya inen İspanyol Merdivenleri’ne hakim görüntüsüyle bilinen bu kilisenin yapımına 1500lerin ilk yıllarında başlandı. Binanın kendisi ve etrafındaki alanlar, Napoli’yi başarıyla işgal etmelerini kutlamak için bu kilisenin yapım projesini başlatan Fransız devletine aitti.

Bu zaferin ömrü çok kısa sürdü.

 

 

ROMAGNA

 

DELIZIA DI BELRIGUARDO

Niccolò III d’Este tarafından 1435 yılında yazlık ev olarak yaptırılan Belriguardo sürekli yapılan eklemelerle İtalya’daki en ünlü saraylardan biri haline geldi. Sarayda beş yüz at barındıran bir ahır, gizli geçitler, heybetli koridorlar, mermer sundurmalar, geniş bahçeler ve Cosimo Tura tarafından boyanan bir şapel vardı. Ve eğer bu ağzını açık bırakmaya yetmemişse, saray ayrıca Roma mitlerinin detaylarıyla süslü ünlü duvar resimleri serisinin bulunduğu Sala di Psiche’ye giden devasa büyüklükteki salonlara sahipti. Huşu içindeki bir ziyaretçiden alıntılarsam: “Pürüzsüz camları ve demir parmaklıklı pencereleriyle bu müthiş sarayı gördüğümde, bu yerin genişliğinin bir milden fazla olduğunu düşündüm.”

Elbette, yaşlanan pop divaları ve 70’lerin modası gibi tüm kötü şeyler asla bitmeyecekmiş gibi görünse de, her güzel şeyin bir sonu vardı. 1598 yılında Este ailesi ayrıldı ve Belriguardo, freskli odalarında atların yaşadığı bir ahıra döndü.

Bugün saraydan geriye pek az şey kalmıştır.

 

 

TOSKANA

 

MONTERIGGIONI

13. yüzyılda Siena yöneticileri tarafından yaptırılan Monteriggioni, Floransa’nın toprak kazanma saldırılarına karşılık Toskana savunmasında aktif rol aldı. Bu çatışmanın ön cephesinde, şehrin yöneticileri ve koruyucuları olan Auditore ailesi vardı. Bugün hala görülebilen Monteriggioni’nin ünlü duvarlarını da Auditore ailesi yaptırmıştı.

Floransa emellerinin karşısında durmalarına rağmen, Auditorelerin Medici ailesiyle çoğunlukla Floransa’daki ortak köklerinden kaynaklanan çok yakın bağları vardı.

Monteriggioni Floransa ataklarına karşı kendini başarıyla savundu, ta ki 1554 yılında şehir kendisine ihanet edene kadar. Garnizon koruyucusu ve bir Floransa sürgünü olan Giovannino Zeti, Floransa’ya geri dönmesine izin verilmesi karşılığında şehrin anahtarlarını teslim etti.

Sıra dışı bir şekilde, Auditoreler Medici ailesinin dostlarını unutmadığının bir göstergesi olarak, Floransa egemenliği altında da şehrin yönetiminde kalmaya devam ettiler.

 

VILLA AUDITORE

1290 yılında inşa edilen Villa Auditore erken dönem Rönesans mimarisinin ortaçağdaki önemli öncüllerinden biridir. Villa’nın muhteşem simetrisi ve düzenli geometrisi o zaman için bir devrim niteliğindeydi.

1320’de konağın sol cephesini kısmen yıkan bir Floransa saldırısından sonra, Ezio Auditore’nin büyük büyükbabası Domenico Auditore Villa’yı satın aldı. Domenico halka da gösterdiği gibi cepheyi tamir ettirdi ve içeri bir tablo galerisi ekletti ancak gizliden gizliye binanın iç kısmını da yeniden yapılandırarak, evini hem bir kale hem de bir talim alanı olarak, hem koruduğu şehre hem de Toskana düzlüklerine bakacak şekilde düzenledi.

Domenico bir mimar ve bir savaşçı olmasının yanında, aynı zamanda yetenekli bir mühendisti. Kısa süre önce ortaya çıkarılan, girişi engelleyen mekanizmaya sahip odalar ve gizli geçitler gibi bazı sıradışı özellikler, binayı mimarinin yanında teknolojik olarak da bir şaheser yapıyor.

 

 

VENEDİK

 

LA ROSA DELLA VIRTÙ

Seks ve dinin çakıştığı bir noktaya inşa edilmiş La Rosa della Virtù (Fazilet’in Gülü) tamamen eski rahibeler tarafından yönetilirdi. Papa birkaç defa Venedik Konseyi’ni genelevi kapatması için zorlamış ancak genelev 1516’daki bir yangında tamamen yok olana kadar açık kalmıştı.

Kilise bunun bir ilahi müdahale olduğunu iddia etse de hukukçular yangını kızlardan biriyle bedava birlikte olmak isteği reddedilmiş hoşnutsuz bir piskoposun çıkardığını bulmuşlardı. Tanrı’nın işi, elbette.

 

SQUERO DI SAN TROVASO

Bu küçük alan gondol yapımı ve tamiri için kullanılan bir tersane işlevi görürdü.

Venedik içi ulaşımın en önemli unsuru olan gondollar, sekiz farklı tür ağaçtan (maun, vişne, köknar, ceviz, meşe, karaağaç, karaçam ve ıhlamur) yapılır ve 280 parçadan oluşurdu.

Sandalın sol tarafı sağ tarafından daha uzun olur, böylece gondolcu sol tarafta oturarak yer değiştirmesine gerek kalmadan gondolu kontrol edebilir ve alkollü gondolcuların yer değiştirirken yolcularının suratlarına kürekle vurmaları engellenmiş olurdu.

 

VENEZIA

Yaklaşık 7. yüzyılın sonları civarında kurulan Venedik’in gölcüklerle sarmalanmış yapısı Lombardiyalı işgalcilerden saklanma çabasındaki Bizanslı yerleşimcilerin ürünüydü. Orta Çağlarda, şehir büyük bir deniz gücüne sahip oldu. Şehrin Adriyatik’in tepesindeki stratejik konumu karanın iç kısımlarına mal taşıyan gemilerin Venedik’ten geçmesini zorunlu kılıyordu, bu da şehri para ve ticaretle dolduruyordu.

Orta Çağların sonlarına yaklaşılırken, Venedik hem komşu devletler, hem de Kilise üzerindeki etkisini kullandı. 1202 yılı civarında Dördüncü Haçlı Seferi başlatılırken haçlıların Venedik taşıma gemilerini kullanmaları gerekiyordu; Venedik Doçu Enrico Dandolo, buna haçlıların Zadar’ın Dalmaçya şehrini almaları ve daha sonra Constantinople’u fethetmeleri şartıyla kabul etmişti.

Constantinople düştüğünde şehir, diğer birçok şeyin yanında San Marco Bazilikası’na götürmek üzere süs olarak dört bronz at heykelini de çalan Venedik donanması tarafından yağmalandı. İşte inanç girişimciliği diye buna derim.

Venedik’in zenginliği artarken, donanması da büyüdü. Deniz savaşlarıyla Bizans bölgeleri ile Macar bölgelerini aldı ve Ceneviz donanmasını yok etti. Venedik’in serveti denize o kadar bağlıydı ki her yıl Doç gölcüğe bir yüzük atıp Latince şöyle derdi: “Biz seninle, denizle evliyiz, gerçek ve ezeli Rabbin işaretiyle.” Deniz-insan ilişkilerinin tanrısallığı hakkında bir çok soru işareti oluşmasına rağmen, Papa da bu evliliği kutsamıştı

15. yüzyılın sonunda, Venedik muhtemelen dünyadaki en zengin şehir ve Paris’ten sonra Avrupa’daki en büyük ikinci şehirdi, ancak Avrupa’nın geri kalanı bu durumdan oldukça sıkılmıştı. Fransa, İspanya, Avusturya ve Macaristan Cambrai Antlaşması ile güçlerini birleştirdiler ve Venedik’i yıkmak için Papa II. Julius’u da yanlarına aldılar.

Ancak Venedik fırtınayı atlatmayı başarmış, birkaç korkunç yenilgiye rağmen bile sonunda bölgelerini elinde tutmayı başarmıştı. Ancak bir daha asla genişleyemedi. 18. yüzyılda Türkler saldırdı ve Venedik, sonunda 1797 yılında Avusturya’nın Cumhuriyet’in kontrolünü ele geçirmesiyle sonlanan uzun bir gerileme dönemine girdi.